Google Türkiye, siber zorbalığa yönelik farkındalık projesi ile yeni bir diyalog başlatıyor

Linç kültürünün ve  acımasız yorumların kol gezdiği sosyal ağlarda yeni bir kültüre ve deyim yerindeyse online zorbalıktan arınmış adab-ı muaşerete yer açmalıyız.  
Google Türkiye, siber zorbalığa yönelik farkındalık projesi ile yeni bir diyalog başlatıyor

Geçen hafta Google Türkiye'nin gerçekleştirdiği Online Zorbalığa Karşı Farkındalık Atölyesi'ne davetliydim. Hatırlarsanız daha önce Google'ın Women Techmakers ekibiyle düzenlediği Women’s Safety Hackathon'da benzer oturumlara yer verildiğini aktarmıştım. 

Kadına yönelik dijital şiddete karşı teknoloji tabanlı çözümleri geliştirilmesini destekleyen Google, online zorbalık konusunda farkındalik yaratmak için etkinlikler düzenlemeye devam ediyor.

Google Türkiye'nin ev sahipliği yaptığı ve Kadın Öz Savunma Akademisi tarafından verilen 2 saatlik eğitimde "Siber zorbalık nedir?" ve "Siber zorbalıkla nasıl mücadele edilir?" konularına detaylı bir şekilde yer verildi.Katılımcılara Catfishing, Doxxing ve Bombing gibi kavramlar açıklanırken, "dijital" ortamda yaşadığımız şiddetle başa çıkma yöntemleri paylaşıldı.

Siber zorbalıkla mücadele etmek neden önemli?

Facebook'un eski yöneticisi Chamath Palihapitiya'nın 2017 yılında yaptığı bir açıklamada: "Toplumu değiştiren araçlar yaptık " dedi. Benim adıma bu açıklama, bir günah çıkarmanın ötesinde doğruluğunu devam ettiren bir tespit.  Neredeyse 20 yıla yakındır hayatımızda olan sosyal ağlar, fiziksel dünyadaki iletişimimizi, tüketim alışkanlıklarımızı ve kültürümüzü doğrudan etkiliyor. 

Sosyal ağlarda kullanılan dil, günlük hayatımızda yer ederken, emojiler ve memeler iletişimimizin vazgeçilmez bir parçası haline geliyor. TikTok'taki müzik trendlerinin, genç neslin müzik seçmine nasıl yansıdığını görebiliyoruz. Trump'ı protesto etmek isteyen TikTok topluluğunun, aynı zamanda dijital olarak nasıl örgütlenebildiğini de görüyoruz. Global olarak adaletin Twitter'da aranması, ülkemizde ise "rezalet"lerin ekşi sözlükte kendine yer bulması aklıma gelen ilk örnekler. 

Klavye arkasından birilerini eleştirmenin ne kadar kolay olduğunu hepimiz biliyoruz. Sevmediğimiz şeyleri açıkça yazmak, ifade özgürlüğünün bir parçası. Ancak bir şeyleri eleştirirken kullandığımız dil, sert bir kıvama gelip yozlaşmaya başladıkça, ifade özgürlüğünden online şiddete dönüşebiliyor. 

Özellikle pandemiyle birlikte gelen karantina döneminde, sosyal içerik tüketimi ve etkileşim oranı ciddi bir artış gösterdi. Hepimizi eksikliğini hissettiğimiz sosyal iletişimi, sosyal ağlar aracılığıyla elde edebildik. Şimdiye kadar "dijital dünya" diye tabir ettiğimiz ekosistem, artık bizim gerçek sosyal çevremiz.  Pandeminin 2021'nin sonuna kadar devam edeceğini düşündüğümüzde, sosyal ağlarda benimsediğimiz iletişim yöntemlerini hem kendi sağlığımız hem de başkalarının iyiliği için gözden geçirmekte fayda var. 

Online zorbalık, sosyal ağların kullanım oranlarını düşürüyor

2019’da gerçekleştirilen bir araştırmaya göre, kadınların online ortamda şiddete maruz kalma riski erkeklere göre 27 kat daha fazla. Bu kadınların yüzde 50’si ise online taciz nedeniyle fiziksel güvenliklerinden de endişe ediyor. Tacize maruz kalan kadınların yüzde 28’i daha az çevrimiçi olmayı seçerken, yüzde 75’i ise sosyal medya alışkanlıklarını değiştirdiğini belirtiyor. 

Global olarak toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesi verdiğimizi düşünürsek yukarıdaki tablo üzücü olsa da aslında çok da şaşırtıcı değil. ABD'de gençlerin favorisi olan Snapchat'in çıkış noktası da, geçici içerikler ile kullanıcıların kendilerini güvende hissetmesini sağlamaktı. Hatta ekran görüntüsü alındığında kullanıcıya bildirim gitmesi, kullanıcıların yargılanma ya da sonrasında online zorbalığa maruz kalmadan kolayca içerik paylaşabilmesini sağlıyordu. 

Yakın zamanda Twitter'ın Fleet'i duyurmak üzere düzenlediği basın toplantısında da, online zorbalık toplantının önemli gündem maddeleri arasında yer alıyordu.Toplantıda Twitter Kıdemli Ürün Yöneticisi Christine Su, özellikle ötekileştirilmiş bir topluluğa aitseniz, sosyal ağlarda güvende hissetmenin gerçekten farklılık gösterdiğini söyledi. Su, " Kimseye daha zarar gelmeden, zararın gerçekleşmesini engellemek istiyoruz" dedi. 

Topluluktaki çoğu kişinin sadece iç güdüsel olarak hareket ettiği için başkalarına zarar verdiğini söyleyen Su, belli bir kesimin ise bilinçli olarak insanları hedef alarak, taciz ettiğini açıkladı. Bu kapsamda yaptıkları geliştirmeleri hatırlatan Su, Makine Öğrenimi (yapay öğrenme) algoritmaları ile insanları taciz eden içeriklerin %50'sinin daha şikayet edilmeden kaldırıldığını aktardı. Christine Su, yorumları gizleme özelliği gibi sohbet özelliklerinin ise özellikle kadınlara kendini güvende hissettirdiğini söyledi. Kullanıcıların "Kullanmasak bile güvende hissettiriyor." yorumunda bulunduğunu söyleyen Su, tacizden çekinenler tarafından Twitter kullanımın 3 kat arttığını açıkladı. 

Twitter'ın Fleet'i yayına almasının başlıca sebebini ise Tasarım Direktörü Joshua Harris açıklamıştı. Harris, platformdaki birçok kişinin eleştirilme ya da hiç ilgi görmeme kaygısıyla tweet atmaktan çekindiğini belirtti. Sosyal ağlar dijital dünyayı daha güvenli hale getirmek için platformlarına yeni özellikler ekleyerek, geliştiriyor, peki değiştirdikleri toplum, online zorbalıktan vazgeçiyor mu? 

Bu sorunun cevabını vermek oldukça zor. Bana kalırsa, online şiddet failinin, saniyeler içinde ifşalanarak mağdur olabildiği bir çıkmaz sokaktayız. 

Google Türkiye bu konuda bir diyalog başlatıyor

Google Türkiye'nin özellik geliştirmenin ötesinde ekosistemin önde gelen içerik üretici ve yayıncılarıyla bir diyalog başlattığını söyleyebiliriz. Evet, geliştirlen özellikler platformları daha güvenli yapabilir, ama bu konuda bir konuşma başlatmak, farkındalık yaratarak online zorbalığın sosyal ağ davranışlarında azalarak bitmesine yol açabilir. 

Düzenlenen eğitimler ve alınabilecek profesyonel yardımlarla, şiddetin farklı formlarıyla mücadele etmek durumunda bırakılan bu durumla baş etme gücünü kendinde bulabilir. Bu anlamda benim için atölyenin en önemli kısmı, aşina olduğum kavramları dinlemekten çok bir psikoloji profesyoneli tarafından verilen hayata geçirebilir baş etme yöntemleri oldu.

Aynı şekilde online zorbalıkla hukuki açıdan mücadele etme seçeneklerinin anlatılması da, pek çok kişinin yasal seçeneklerini değerlendirebilmesini sağlıyor. 

Zira her bir sosyal ağ kullanıcısı, bazen bir mesajla bazen de yapılan bir yorumla kolayca online şiddetin hedefi olabiliyor. Hali hazırda pandemi şartları ve ekonomik zorluklara mücadele eden kullanıcılar için bu zorbalık, bardağı taşıran son damla olabilir.

Bu noktada sosyal ağ kullanıcılarının doğru ve yararlı bilgiye erişebilmesi oldukça mühim. Linç kültürünün ve  acımasız yorumların kol gezdiği sosyal ağlarda yeni bir kültüre ve deyim yerindeyse online zorbalıktan arınmış adab-ı muaşerete yer açmalıyız.