Türkiye'nin dijital bankacılık karnesi: Öncü mü, takipçi mi?
Fintech

Türkiye'nin dijital bankacılık karnesi: Öncü mü, takipçi mi?

  • Webrazzi Fintech 2019'da "Türkiye dijital bankacılıkta öncü mü?" başlıklı bir konuşma yapan Commencis Kurucu Ortağı Fatih İşbecer, yıllara yayılan dijital bankacılık deneyimi ve Türkiye'de bankaların dijital bankacılıktaki yerine dair önemli bilgi ve görüşler aktardı.

Hesap işlemleri, para transferi, kredi kartı işlemleri, kredi kullanma, fatura ve kuruluş ödemeleri, döviz, fon ve hisse senedi gibi işlemlerin yapıldığı dijital bankacılık, müşteriler için avantajlı olduğu için öncelikli tercih oluyor. Bankalar da sistemlerini dijitale taşımak ve dijital kanalların hızlı gelişimine uyum sağlamak için önemli yatırımlar yapıyor. Mobil teknolojiler alanındaki hızlı gelişmeler ve bankacılıkta geleneksel sistemi etkileyen yepyeni oyuncuların ortaya çıkması bankacılık ekosistemine yeni bir boyut kazandırdı. Peki, Türkiye’deki bankalar, dijital bankacılıkta öncü mü, takipçi mi? Commencis Kurucu Ortağı Fatih İşbecer, Fintech 2019'da anlattı.

Türkiye’de 90’lı yılların ikinci yarısından itibaren internet bankacılığı ile teknolojik bir devrim yaşandı. Bu dönemde, beklentisi kurumsal bir işe girmek olan, dönemin teknik imkânlarını çalışanlara sunabilen bir firmada çalışmak isteyen üniversite mezunları, ağırlıklı olarak bankaları tercih ediyordu. Bu kalifiye işgücünün bankalarda yer almasıyla, internet bankacılığı ve bankacılık teknolojileri Türkiye’de, dünyadaki örneklerinin ötesinde işler çıkarmaya başladı.

Fakat girişimcilik ekosisteminin ortaya çıkması ve hızla gelişmesiyle bu durum değişti. 2005-2008 yılları arasında mobil uygulamalar alanında çok hızlı bir gelişme gözlemlendi. Internet bankacılığı döneminde olduğu gibi mobil geliştirmeleri de kendi içlerinde yapmaya çalışan bankalar, mobilin farklı yapısı nedeni ile bu değişime ayak uyduramadı. Mobil uygulamaların potansiyelini göremeyip, yanlış teknolojilerle zaman kaybettiler. Radarının altında kalan mobil teknolojilerin bu kadar popüler olacağını öngöremeyen bankalar o dönem Pozitron gibi mobil bankacılık odaklı teknoloji firmalarıyla birlikte çalışmaya başladılar. Ve mobille beraber bankacılıkta ciddi bir dönüşüm yaşandı. Ancak sonrasında,  mobildeki potansiyeli geç de olsa gören bankalar internet bankacılığında olduğu gibi mobil geliştirmeleri in-house’a kaydırdılar ve ekiplerini büyütmeye devam ettiler.

Bankacılık sektöründe yeni oyuncular ortaya çıktı

2010’lardan itibaren startup’lar ciddi teknik atılımla, bankalarla birlikte anılmaya başlandı. Bugün bankacılık sektöründe yepyeni oyuncular türedi: Neobankalar, Fintech’ler, big tech'ler (Google, Apple, Amozon, Tencent, Facebook vb.)

2017’de neobankaların aldığı yatırım miktarı yüzde 0,6 milyar dolar seviyelerindeyken, bu miktar 2019’da 2.9 milyar dolar seviyesine ulaştı. Benzer şekilde fintechlerin aldığı yatırım miktarında ciddi bir artış görüldü. Fintechlerin aldığı yatırım miktarı 2019’da 24.6 milyar dolar seviyesine ulaştı.

Büyükler yukarıdan, startuplar aşağıdan bankacılık endüstrisinin karlı işlemlerini (ödeme sistemleri, para transferi vb.) kendi üzerlerinden yapabilmek için saldırıya geçtiler.

Çalışma prensiplerindeki farklılık startup’ları öne çıkarttı

Türkiye’de girişimcilik kültürü benimsenmeye başlandığında, bankaları tercih eden kalifiye elemanlar, tercihlerini ve önceliklerini değiştirdi. Yeni mezunlar daha çok firma kurmaya yani kendi startuplarına konsantre olmaya ya da kurumsal yapılar yerine, gelecek vadeden startupları tercih etmeye başladılar. Öyle ki yapılan bir araştırmaya göre; bankacılık sektöründe çalışan üst düzey yöneticilerin %62’si, sektörde dijital yetenek arz ve talep dengesinin açıldığını düşünüyor. Bu makas, kurumsal firmalar aleyhine açılmaya da devam edecek gibi duruyor.

Teknolojinin, ayakta kalmanın koşulu olduğunu öngörebilen girişimciler, kendi çevrelerindeki veya dışardaki, yetişmiş iyi insan kaynağını elde etmeyi başardılar. Sistemlerin zorlaşmasının da etkisiyle bankalar yeni teknolojileri yeterince hızlı devreye alamaz hale geldi.

Bankalar odak noktasına müşteri, marka geçmişi ve pazar payından oluşan riski yerleştirip geleneksel İK yöntemleriyle ilerlerken pazardaki yeni oyuncular, odak noktasına müşteri deneyimini yerleştirerek esnek ve hızlı çalışma kültürünü benimseyerek çevik strateji ile ilerledi. Yeni nesil bankalar, düşük maliyetle kısa zamanda daha fazla ürün sunarken, gelenekselden vazgeçmeyen bankalar, daha yüksek maliyetle daha uzun zamanda daha az ürün sundu.

İş yükünün ortalama yüzde 80’i iç sistemleri kontrol ederek regülasyonlarla uyumlu ve güncel hale getirmek, yüzde 20’si yenilikleri takip etmek olan banka teknik personeli dışarıdan gelen rekabetle başa çıkmakta yetersiz kalınca bankalar inovasyon için startup’ları takip eder hale geldi. Böylece 2000’lerin başında internet bankacılığında öncü olan bankalar, öncülük rolünü startuplara kaptırdı.

Günümüzde, bir yanda, regülasyonlara bağlı kalarak, geniş yelpazede ürün ve hizmet sunan ve karlılık odaklı çalışan geleneksel bankalar varken diğer yanda, büyüme odaklı ilerleyen, yapay zeka, büyük veri ve Open API’lerden yararlanan, kısa sürede karar alabilen, büyük yatırımlar alabilen, karlılık baskısı olmayan  agresif startuplar var. Bu durumda, bankalar ayakta kalmayı başarıyor fakat teknolojiye direnmek imkansız olduğundan, bankalar için kaçınılmaz son, müşteri kaybı yaşamak oluyor.

Para yönetiminde kurallar yeniden yazılıyor

Startup’lar, fintech’ler ve yeni nesil bankaların değerlemesinin 190 milyar doları geçmesi ve Türkiye’nin büyük bankalarının toplamının 55 milyar dolar değerlemeye sahip olması startup’ların bulunduğu güçlü konuma işaret ediyor.

Startup’ların, bankaların belli maliyetler nedeniyle işlem bedeli veya komisyonla sunduğu hizmeti farklı gelir modelleriyle sunarak kar oranı gözetmeksizin kazanç sağlayabilmesi, küçük ve orta ölçekteki kurumlar için tehlike çanlarının çaldığını gösteriyor.

Fakat farkındalık henüz geniş bir alana yayılmadı. Amazon, Facebook gibi dev firmalar, farklı dallara pivot eden fintech startupları kurmakla kalmayıp, sürekli yenilikçi fintech startupları satın alarak yüzlerce yıllık geçmişe sahip bankacılık için her geçen gün büyüyen bir risk haline gelmeye başladılar.

Veri işleme teknolojisi kullananlar ayağa kalkıyor

Bankalar zarara uğradığında iki seçeneği vardır: Kısa bir süre daha tutunarak kara geçmek veya kapatmak. Bankalarla birlikte anılan yeni oyuncular ise startup tabiriyle “para yakma” suretiyle müşteri verilerini de analiz ederek karlılık baskısı olmadan sürekli büyüyerek yeni yeni teknikler, yeni yeni ürünler deneyerek ilerliyorlar.

Bankalar, 1 yılda yazılımcı tabiriyle ‘5-10 sürüm’ çıkarabilirken, startuplar sürekli sürüm çıkarak sürekli ürünlerini geliştirerek hızla ilerliyorlar. Çağın gerisinde kalan kurumlar, regülasyonlarla korunsa da bu sürecin sonunda kendini yeniliklere adapte edemeyenler varlıklarını devam ettiremeyeceklerdir.

İK alanında da inovasyon şart

Startup’lar yurt dışına gitme, kuluçka merkezleri kurma eğiliminde oluyor. Bankaların altın değerindeki teknik personellerini elinde tutabilmesi için İK anlamında da inovasyon yapması gerekiyor. Bu noktada başarılı girişimlerin bankalardan farklı olan taktiği, herkesin aynı hedef için her gün değer ürettiği, hızlı karar mekanizmasıyla hareket ettiği İK stratejisi oluyor. Artık devleşmiş bankacılık yapılanlarının elbette ki startuplar gibi teknik yetenek yönetimi yapması, organizasyonlarının yapısı ve boyutu nedeni ile mümkün olamıyor.

 

Bir milyonla bir start-up’un kaderi değişebilir

Geleneksel bankaların startup’ları desteklemesi gerekliliğinin somut örneği olarak mobil uygulama geliştirme sürecinden bahsedilebilir. 14-15 sene öncesinde mobil uygulama yapabilmek için operatörle gizlilik anlaşması yaparak başlamak gerekirdi ve bu basit iş için bile  8-10 aya varan bekleme süreleri olurdu. Uygulamanıza konum koymak için operatörlerle ayrıca bir anlaşma imzalamanız ve para ödemeniz gerekirdi.  Oysa bugün mobil uygulama geliştiricilerinin, operatörlerle temas etmesine bile gerek kalmadı. Örneğin, operatörlere ihtiyaç duymadan, hemen herkesin elinde bulunan akıllı telefonlar sayesinde GPS ile lokasyonu anında belirlemek ve uygulamalarda kullanmak mümkün.

Operatörlerin kendi adlarına yaşadığı bu olumsuzluğun, mevcut şekilde faaliyet göstermeye devam ederlerse, bankalar için de geçerli olacağını söyleyebiliriz.

Dolayısıyla yeniliklere ayak uydurmak için başarılı bir girişimin ederini vermeden, yüzde 50’sini almak, startupın markasını sahiplenmeye çalışmak şeklindeki yaklaşımın yanlış olduğunun farkına varmak gerekiyor.

Bugün bir banka, senede milyar dolarlık harcamalar yaparken 1 startupa yatıracağı yalnızca 1 milyonla bir startup’un kaderi değişebilir ve yüzlerce milyon dolarlık firmalar hatta unicorn’lar ortaya çıkabilir. Türkiye’nin gelişmesi için bu işbirliğine ihtiyacı var. Aksi halde kalifiye elemanların ve startupların yurt dışına gitme eğilimleri son bulmayacaktır.

Yorumlar (0)
  1. Henüz yorum yazılmamış. İlk yorumu yazmak ister misiniz?
    Yorum Yazmak için Giriş Yap