KONUK YAZAR

Türk iş dünyası coronavirus ile mücadelenin neresinde?

Türk şirketleri, holdingler, STK’lar, vakıflar, üniversiteler ve tüm paydaşlar olarak şapkamızı önümüze koyup, bu mücadelede yeterli desteği sağlayıp sağlamadığımıza, çözümlerin bir parçası olup olmadığımıza bakmamız gerekiyor.
Türk iş dünyası coronavirus ile mücadelenin neresinde?

Konuk yazarımız Koray Öztürkler, KOZ Partners'ın Kurucusu ve Genel Müdürüdür.

Covid-19 pandemisi dünya genelinde 700 bin, ülkemizde ise toplam 9 bin vakayı geçiyor. Bununla mücadelede toplumun her kesiminin elbirliği içinde olması, işbirliği yapması gerekiyor. Devletler bu salgını asgari zararla atlatmak için pek çok tedbir alıyor, imkanları dahilinde ekonomik destek programları açıklıyorlar. Açıklanan tedbirler ve destek programları hakkında da bir çok ülkede yakınmalar, sızlanmalar gündem oluyor. Biz de, dünyadaki örneklerinden ve sahada yaşananlardan dersler çıkartıp, gerekli revizyonları süratle yapmalıyız. Bu konuda çok değerli bilim insanları ve sosyal bilimciler gerekli önerileri yapıyorlar.

Böyle bir durumla ilk kez karşı karşıyayız. Kabul etmek gerekir ki bu durum, mevcut tüm kapasite, altyapı ve elimizdeki bütün imkanları zorlayacak şekilde genişlemekte...

Türk şirketleri, holdingler, STK’lar, vakıflar, üniversiteler ve tüm paydaşlar olarak şapkamızı önümüze koyup, bu mücadelede yeterli desteği sağlayıp sağlamadığımıza, çözümlerin bir parçası olup olmadığımıza bakmamız gerekiyor. Bireysel, ailevi ve iş sorumluluklarını yerine getiren herkesin şu aşamada, imkanı çerçevesinde, yakın çevresinden başlayarak sürece nasıl destek olacağına bakması, çalıştıkları kurumları da, daha çok el uzatma anlamında zorlamaları gerekiyor...

Acaba bu sorumluluk yerine getiriliyor mu, süreçte başarılı mıyız?

İlk aşamada iş dünyası, kendi faaliyetlerini yeni düzene göre organize etti. Ofis alanları temizlendi, hijyen şartlarına uygun hale getirildi, ofis çalışanları ağırlıklı olarak evlerine gönderildi, saha çalışanları asgariye indirildi, uzaktan çalışma şartları sağlandı. Bu gayretler de epeyce bir duyuruldu.

İkinci aşamada, bilim insanları ve politika yapıcılarının çağrılarına paralel olarak, #evdekal #hayatevesığar v.b. iletişim kampanyalarına destek olmaya başlandı. Film çekenler, dijital mecralardan duyuranlar epeyce oldu, hatta öyle ki, fazla sahiplenilip tepki bile çekildi.

Oysa artık geldiğimiz noktada daha fazla somut desteğe ihtiyaç var.

Her akşam 21:00’ da yapılan alkışlar artık yetmiyor. Biraz da özeleştiri zamanı...

Yapanların hakkını yemeyelim ama, bu dönemde, yukarıda sıralanan gayretlere bile yeterli katılım sağlamamış şirketler, STK’lar ve vakıflar var. Dijital çağın her anlamda iz bıraktığı gerçeğinden hareketle, sessiz sosyal medya hesaplarının hangileri olduğu kolayca anlaşılabilir. Bu kesimleri gerek tüketiciler gerekse çalışanları, bu zor günler sonrasında daha net hatırlayacaklar ve değerlendireceklerdir. Çünkü, yaşadığımız bu süreç tipik bir sosyal sorumluluk projesi üstlenip üstlenmemenin ötesinde bir durum yarattı. Tüm paydaşlar açısından, azami imkanların seferber edilmesi gereken bir dönemden geçiyoruz.

Burada, iş yerini kapatmış, çalışanlarını eve göndermiş, önümüzdeki birkaç ay durum değişmezse, çalışanların maaşlarını nasıl öderim diye düşünen küçük orta ölçekli iş yeri sahiplerinden bahsetmiyorum. Ticari faaliyetleri devam eden, imkanları olan, Türkiye’nin büyük markalarından ve normal koşullarda televizyonlarda boy gösterip, sosyal sorumluluktan bahseden muhtelif STK, vakıf yöneticilerinden bahsediyorum.  

Bundan sonraki süreç daha da zorlu. İş dünyası, STK’lar, vakıflar, üniversiteler önümüzdeki, özellikle 3-4 haftalık dönemde, alınacak olan önlemlerin ve öngörülen çözümlerin parçası olmak durumunda. Bu noktada yöneticilik becerileri açısından bakıldığında sağduyu ve hızlı karar alabilme ön planda olacak. Bu süreci paydaşlar, hayatın normal akışında yaptıkları gibi, bir sosyal sorumluluk anlayışı içinde veya projesi gibi yönetirlerse, sınıfta kalırız. Zira, bu konu artık akademik anlamda bilinen ‘Kurumsal Sosyal Sorumluluk’ kavramının ötesine geçmiş durumda...

Bu aşamada herkesin işini, operasyonunu salgınla mücadeleye hazır hale getirecek şekilde dönüştürmeye hazır olması gerekiyor.   İnsan hayatının değeri bunu gerektirir.

Peki ihtiyaçlar ve yapılacaklar nedir?

Öncelikle cephede salgınla savaşan sağlık çalışanları için hijyen ve tıbbi malzeme sağlanması konusu var. Maske, dezenfektan, koruyucu tulum, eldiven, siperlikli gözlükler, hasta yatakları, yoğun bakımlarda kullanılacak ventilatör cihazları vb en çok duyulan ihtiyaçlar arasında sıralanıyor.

Yine, sağlık cephesinde mücadele veren çalışanlar için araçlar, tablet ve bilgisayarlar.. Evine gidip gelemeyenler için konaklama, hotel, motel imkanları. Akşam, iş çıkışı markete gidip gelemeyen veya evde yemek yapacak durumda olamayan sağlık çalışanları var.. Onlar için gıda desteği..

Diğer boyutta, evde kalan, çalışmayan, ihtiyaç halindeki ileri yaşlılar ve maddi imkansızlık içinde olan dezavantajlı kesimler var.   Tüm bu kesimlere yönelik maddi ve manevi destekler organize edilmeli.

Bu konuda, özellikle büyük markaların kendi katkılarnıı ortaya koyup, geniş kitleleri dahil ederek, destek fonu oluşturmaları son derece etkili olacaktır. Böyle bir seferberlik henüz başlamadı.

Uzaktan eğitim sürecinde internet erişimi düşük olan veya hiç olmayanların imkanlarının arttırılması gerekli. Bunun için mobil ve fiber altyapı genişbant internet imkanlarının ülke sathında genişletilmesi gerekiyor. Cepten data kullanım desteklerinin, bir seferlik olmayıp, özellikle eğitim gören gençler için arttırılması ve düzenli hale getirilmesi son derece anlamlı olur. Telekom operatörlerinin evden çıkmadan yapacağımız işlemleri hatırlatmaları ve yakınlarımızı aradığımızda Hadise’nin sesini dinletmeleri kimsenin beklentilerini karşılamıyor açıkcası.

Finansal boyutta, bankacılık sektörü faiz erteleme veya düşürme gibi konularda adım atmaya başladı, anlamlı girişimlerin devamına ihtiyaç var. Kredi kartı ödemeleri konusunda daha etkili çözümler sağlanabilir. Bu dönemde şubesiz bankacılık işlemi yapabileceğimizin hatırlatacak iletişim bombardımanı gerekmiyor.

İşi film, video, oyun vb dijital hizmetleri sunmak olan şirketler, ‘evde kal’ kampanyasında daha aktif olabilirler. Sunulan hizmet daha geniş kesimlere, daha uygun fiyatlarla ve hatta belli kısımları bedelsiz olacak şekilde sunulmalı.

Lojistik şirketleri belli bir dönem kargo bedellerinde indirime gidebilir.

Üretim yapan firmaların, slogan haline getirdikleri ‘Aralıksız ve Kesintisiz Üretim’ vb. ifadeler zaten işlerinin gereği. Üretim hatlarının, yukarıda sayılan alanlara yönlendirilmesi ve çözümün daha büyük bir parçası olmak, şu sıra daha anlamlı... Bu dönemde, üreticiler, kar gözetmeksizin tüm olanaklarını seferber etmeliler.

Sıralanan ihtiyaçlar konusunda herkes kendi faaliyet alanında daha detaylı analiz yapabilir.

Destekler nasıl ulaştırlılacak?

  • Tedarik edilen veya üretilen malzemeler, Sağlık Bakanlığı’na bağlı İl Sağlık Müdürlükleri’ne iletilebilir. İl Sağlık Müdürlükleri malzemeleri gerekli yerlere ulaştırıyor.
  • Öte yandan, doğrudan nakdi bağış yapmak isteyenler, Sağlık Bakanlığı’na bağlı, Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü üzerinden yardımlarını yapabiliyorlar.
  • Geniş kitlelere yapılacak diğer yardımlar tabii ki, STK ekosistemleri üzerinden devreye alınabilir.
  • İhtiyacı iyi okumak, devletin birimleri ile koordineli olmak ve destekleri zamanlı yapmak çok önemli.

‘Covid-19 free’ ülkemiz için, tüm paydaşlar, haydi el ele..