Tasarım kültürü ve inovatif yaklaşım, UX algısını şekillendiriyor
Arama
Genel

Tasarım kültürü ve inovatif yaklaşım, UX algısını şekillendiriyor

Bu sene 3. kez düzenlenen UXistanbul, UX konusu hala kafalarda ve iş akışlarında tam anlamıyla yerini bulamamışken yine kullanıcı deneyimini hatırlatan, dün, bugün ve geleceğe ilişkin yönelimlerin aktarıldığı bir konferans oldu.

İş analistleri, tasarımcılar, ürün ve pazarlama departmanlarında çalışan uzmanlardan oluşan ve geçen sene olduğu gibi yine çekirdek bir katımcı kitlesiyle gerçekleşen konferansta servis tasarımı, tasarım kültürü, kullanıcı ihtiyaçları, kullanılabilirlik, inovasyon, estetik, teknolojiler ve trendler konuşuldu.

Açılış konuşmasında Barış Sarıalioğlu (Managing Partner – Keytorc, BA-Works, UXservices) UX ve UI trendlerinden ve hazırladıkları Türkiye Kullanıcı Deneyimi Raporu’ndan bahsetti.

Barış Sarıalioğlu kullanılabilirlik konusunun kısa zamanda hedefe ulaşmayı sağlayan “time saving design” olarak tanımlanabileceğini aktardı. Artık platforma göre kendini uyarlayabilen responsive tasarıma bir de kullanıcının yaşına göre kendini uyarlayabilen responsive tasarım (age-responsive design) anlayışı ekleniyor. Kullanıcıya geri bildirim verme yöntemi olarak “haptic feedback” kullanımı gündemde olması gereken bir konu. Kullanıcıyı ürünü kullanması için yakalamayı hedeflerken (user on-boarding), kullanıcının ürünü kullanmayı bırakmak istediği noktadaki (user off-boarding) adımların göz ardı edildiği ise bir gerçek. 

UI trendleri açısından arayüzün kullanıcının ürünle konuşur gibi kolay iletişim kurabileceği bir model olarak tasarlanması anlayışının geliştiğini söyleyebiliriz. “Skeleton” ekran geçişleriyle, içerik yüklenirken kullanıcıya karşılaşacağı içeriğe ilişkin fikir vermek ve kullanıcının odaklanmasını hedeflediğimiz yerleri ön plana çıkarmak amacıyla tasarıma dahil edilmesi kullanıcı ile kurulan iletişimdeki geri bildirim eksikliklerini gidermek açısından önemli. Aynı şekilde “call to action” tasarımında ufak animasyonlarla etkileşimi arttırmak, kullanıcının davranışına veya bulunduğu içerik alanına göre görünen menü tasarımı, ses etkileşimli arayüzler gibi konular arayüz trendleri arasında. 

Kullanıcı Deneyimi Araştırmasına göre ise, hemen hemen her firmada UX ile ilgili bir pozisyon bulunuyor. Firmalarda UX  %40 oranda tüm fazlarda uygulanıyor. Geçen seneye göre firmalarda UX çalışmalarını yürüten daha fazla sayıda UX uzmanı olmasına rağmen firmaların %60‘ı hala dışarıdan UX hizmeti alıyor. Rapora göre kullanıcı deneyimi çalışmaları ve UX farkındalığı açısından bir ilerleme olduğunu söyleyebiliriz. Yine de araştırmaya göre ROI ölçümünün yani yapılan çalışmaların nasıl bir geri dönüşüm sağladığının hala ölçülmediğini, UX çalışmalarının “faydalı olacağı varsayılarak” yapıldığını söyleyebiliriz. Geçen sene olduğu gibi bu sene de kararların işin uzmanları tarafından ve analize dayalı şekilde değil, üst yönetim tarafından veriliyor olduğu gerçeğiniyse gündemde tutmak gerekiyor. Buna rağmen geçen sene %2 olan “kullanıcıların alınan kararlarda söz sahibi olduğu” düşüncesinin bu sene %14 olmasını farkındalığın arttığı yönünde yorumlayabiliriz.

Keynote oturumlarından ilki olan “Never Mind the b#ll#cks, This is Service Design” konulu konuşmasıyla Diego Dalia (Service & Interaction Design Lead – IBM Design) servis tasarımının etkileşim tasarımını da kapsayan bütüncül bir yaklaşım olduğundan ve IBM’in bunu tasarım odaklı yaklaşım ile nasıl birleştirdiğinden bahsetti.

Herhangi bir ürün tasarlanırken hedeflenen kullanıcı deneyimini etkileyen bir çok nokta var. Servis tasarımı bu noktada ürünün kullanıcı ile temas ettiği her noktayı hesaba katarak, bütüncül bir deneyim tasarımı yaklaşımı sunuyor. Servis tasarımıyla kullanıcının sadece bu temas noktalarına dokunduğu anlarda değil, öncesi ve sonrasını da hesaba katarak, her temas noktasında aynı kalitede deneyim hedefleniyor. Bu noktada sistemlerin/ürünlerin bulunduğu ekosistemleri hesaba katarak konuya bütüncül yaklaşmak, problem gibi görünen bir durumun aslında bir ihtiyaç olduğunu fark etmeyi de sağlıyor. Bu sayede karmaşık görünen problemleri basit çözümlerle ortadan kaldırmayı da mümkün kılıyor. Servis tasarımı yaklaşımı, süreci sadeleştirici, akışı kolaylaştırıcı etkisiyle kullanıcı deneyimini modernleştirerek bir sürecin veya organizasyonun verimliliğini ve kârını arttırma, yeni kullanıcılar kazandırma ve itibarı iyileştirme gibi faydalar sağlıyor.

Bu yaklaşım ise tasarımcı tanımını şekillendiriyor:

Bir tasarımcı olarak rolünüz: Noktaları birleştirmek

“Designing for the Spoken Web” konulu oturumda Derrick Fountain (Global Product Leader – TRT World) ses ile etkileşime geçen, görsel bir tezahürü olmayan arayüz tasarımının geçmişinden ve bugün geldiği noktadan bahsetti.

Ses etkileşimli arayüzler aracılığıyla dijital asistan olarak adlandırdığımız ürünlerin ve kullanımların artması, daha önceden kullanıcının gerçekleştirmesi beklenen adımları akıştan çıkararak, kullanıcının ulaşmak istediği adıma veya bilgiye direk olarak ulaşmasını sağlıyor. 2013 yılında ABD’de %30 olan dijital asistan kullanımı 2015 itibariyle %65 oranına yükselerek bu ürünlerin kullanımında ve tüketiminde artış olacağını gösteriyor. 2017 yılında 2016’ya göre 3 kat artış anlamına gelen 33 milyon ses etkileşimli arayüze sahip ürünün kullanımda olacağı düşünülüyor. Bu noktada aynı Amazon’un Alexa’sı gibi ses asistanlarının gittikçe gelişmesi ve farklı sistemlere entegrasyonunu izlediğimiz bu günlerde ses etkileşimli arayüze sahip uygulamaların bir süre sonra tasarım çalışmalarının gündeminde olacağının sinyallerini veriyor. Ses etkileşimli arayüz tasarımının, ürünün kullanıcı ile kurduğu etkileşimin aracı olan iletişimi, insanın yüzyıllardır dünya ve insanlarla etkileşim kurma yöntemi olarak kullandığı “konuşma” aracılığıyla yaptığı gibi doğal ve kendiliğinden oluşan iletişim şekline yakınsamanın bir adımı olacağını söyleyebiliriz. 


“Applying Lean UX Steps in a Corporate Environment” konulu konuşmasında
Burhan İnegöl (Digital Technologies Director – Doğuş Yayın Grubu) Yalın UX yönteminin Agile UX ile birlikte kullanımının kurumsal inovasyon ve daha kalıcı bir organizasyon için uygulanması gereken yöntemler olduğundan bahsetti.

Açılış konuşmasında bahsedilen Kullanıcı Deneyimi Raporu’ndaki araştırma sonuçlarıyla uyumlu olarak, eskiden tasarımların problemler/ihtiyaçlar hakkında araştırmaya dayalı olmayan bilgilerle son kullanıcı adına karar verilerek yapıldığını vurguladı. Böyle bir çalışma yönteminin bir sonucu olan “verimlilik odaklı çalışmaya rağmen bir ilerleme elde edememek” probleminin önüne geçebilmek için önce kullanıcı deneyimi iyileştirme süreçlerinde uygulanacak kurguyu tasarladıklarını, sonra bu kurguyu yönetimin de onayıyla, çalışanların eğitilmesiyle sağladıklarını aktardı. Bu sürecin sonunda insan kaynakları departmanı aracılığıyla organizasyon şeması ve görev tanımlarını düzenleyerek, kullanıcı deneyimini iyileştirecek çalışmaları artık araştırmaya dayalı şekilde Agile UX ve Yalın UX yöntemlerini kullanarak yürüttüklerinden bahsetti.


“The Art of Beautifying Enterprise Applications” başlıklı keynote konuşmasıyla
Aylin Uysal (Senior Director – Oracle) “güzellik” algısı ve bunun girişimlerin ürünlerini nasıl etkilediğini anlattı. Konuya geçmeden önce Oracle’daki UX takımının özelliklerinden bahsederek inovasyonun ancak eğitimli bir takım ve bu takımın tasarım düşüncesiyle (design thinking) proje süreçlerine dahil edilmesiyle mümkün olacağını vurguladı.

Aylin Uysal’a göre “güzellik” algısı ne bir his ne de bir düşünceye dayanıyor. Kullanıcının bir ürünü veya servisi “güzel” olarak tanımlaması, o ürünü/servisi arka planındaki hikayesiyle algıladığında mümkün oluyor.

Oracle’ın güzelliği bir değer olarak her ürününe yansıtma arayışı “baby boomers” jenerasyonundan itibaren bugünkü jenerasyonu da kapsayan küresel ölçekte geniş bir kullanıcı kitlesine hitap ediyor olmasından doğuyor. Bu nedenle modern, güzel ve çekici tasarım ancak tüm platformlar ile uyumlu çalışan, kullanıcıyı rahatsız eden sembollerin bulunmadığı, daha büyük tıklanabilir alanların olduğu, kullanıcının kendi ihtiyacına göre şekillendirebildiği, standart kullanıcı deneyiminin ötesine geçen inovasyonlarla, sade, basit ve modüler arayüzlerle mümkün. Bu sadelik ise yapılması en zor ama etkili konulardan biri.

Sade olan güzeldir

“The Dating Principle” konulu keynote konuşmasında Karl Gillis (The G – AGConsult) “ilk buluşmada yapmayacağınız hiçbir şeyi web sitenizde de yapmayın” diyerek kullanıcının ürün ile etkileşime geçtiği anı bir “buluşma anı” olarak tanımlayarak asıl işin kullanıcıyı mutlu etmek olduğunu belirtti. Karl Gillis’in sunumuna ulaşmanız mümkün fakat önemli noktaları aktaralım:

 

  • Kullanıcıyı bekletmeyin. Loading süresini mümkün olduğunca kısaltmak oldukça önemli.
  • Sabırlı olun. Kullanıcıyla kurduğunuz iletişimi adım adım geliştirin. Bunu overlay kullanarak yapabilirsiniz ve eğer overlay kullanımından çekiniyorsanız önce overlay kullandığınız versiyonları test edebilirsiniz.
  • İlk dakikada tüm hayat hikayenizi anlatmayın. Her sessizliği doldurmak zorunda değilsiniz. Mesajınızı netleştirmek için sözlerinizi oluşturan görsel elementleri azaltabilirsiniz. Bugüne kadar hiç bir kullanıcı white space kullanımı nedeniyle ölmedi 🙂 İçeriği madde madde aktarmak da algılamayı kolaylaştırarak dönüşümü arttırıyor.
  • İlgi çekmek için çabalamak yerine ilginizi kullanıcınıza verin. Kullanıcı zaten şu anda sitenizde bulunduğuna göre sizinle ilgileniyor demektir. Onun ilgisini büyük bannerlar kullanarak çekmeye çalışmak yerine ihtiyaçlarına kulak vermek daha anlamlı.

    Offline medya ilgi çekmek için kullanılabilir fakat online medya kullanıcı ihtiyaçları için tasarlanmalıdır.

  • Hakettiğiniz dikkati çekmek için odaklanın. Sayfada kullanıcının hangi ihtiyacını karşılamayı hedefliyorsanız ona uygun tasarım yapın. Sayfadaki her elementin neden orada bulunduğuna cevap verebilmelisiniz. Örneğin kullanıcının sayfanın bulunduğu kısımda menüye ihtiyacı yoksa, menüyü scroll edildiğinde görünecek şekilde (overflow-floating menu) saklayabilirsiniz.
  • Kullanıcıya ilginizi gösterin, her şey sizinle ilgili değil. Burada belirleyeceğiniz hedef, sizin kullanıcınıza vermek istediğiniz mesaj yerine kullanıcının sitenizde bulmayı umduğu mesaj olmalı. Yani kullanıcıya ürününüzü kendi istediğiniz şekilde değil, onların almayı isteyeceği şekilde satın.
  • Kullanıcınızla buluştuğunuz an onun sizi daha iyi tanımak istemesini sağlamak için ona ilginç bir şey söyleyin.
  • İlk buluşmanız bir polis sorgusuna benzememeli, zaman içinde kullanıcı sizi, siz de kullanıcıyı tanıyacaksınız. İlk etkileşimde kullanıcıdan almanız gereken bilgiyi kullanıcı ve iş odaklı düşünerek optimize edin.
  • Kullanıcınızı onaylayacak ve övecek bir dil kullanın.


“Impact and Design Culture”
konulu son keynote konuşmasında
Michelle Morrison (Design Program Manager – Facebook) “kültür”ü insan topluluğunun ulaştığı entelektüel seviyenin, sahip olduğu değer yargıları ve inançların somut bir tezahürü olarak tanımladı. Organizasyonlarına ve dolayısıyla ürünlerine tasarım kültürünü entegre etmek veya bu kültürü geliştirmek isteyen firmalara ve çalışanlara bazı tavsiyeler verdi:

Cesur olun, açık olun, hızlı hareket edin, sosyal değer yaratın, etkiye odaklanın.

Square, Facebook, Airbnb, IDEO ve Twitter gibi hepimizin bilip kullandığı platformların organizasyon yapısı ve iş akış yöntemlerine ilişkin örneklerle devam eden sunumda kısaca bu şirketlerin organizasyonel yapısının hiyerarşik bir yönetim anlayışından uzak “flat” bir yapıda kurgulandığını vurguladı:

Bu yapıya ulaşmak için öncelikle değer yargılarınızı belirleyin, bunları görünür kılın, topluluğu oluşturun ve başarıyı birlikte yakalamayı hedefleyin.

Sonuç olarak, UXistanbul vasıtasıyla UX’in sadece web sitelerine uygulanacak bir yöntem değil, yeniliğe ve değişime açık, tasarım kültürüne sahip, şeffaf  ve liderlik anlayışla yürütülen çalışma ortamlarında, eğitimli takım üyeleri tarafından uygulanabilen bir takım oyunu olduğunu vurgulayalım. Bu yaklaşımların ürünlerde, işlerde ve organizasyonlarda gelişmek ve ilerlemek hedefiyle daha fazla uygulanmasını umuyoruz.

Yorumları GösterYorumlar Gizle (0)

Bir Yorum Yazın