x

Açız, üşüyoruz, yardım çağıramıyoruz; LeWeb ’08 izlenimleri

Açıklama: Şekip Can Gökalp Mixxt Türkiye Ülke Müdürü olup bu yazısı konuk yazar olarak Webrazzi’de yayınlanmıştır.

Avrupa’nın en büyük internet ekonomisi etkinliği olan LeWeb bu sene 5. kere düzenlendi. Bu sene ilk defa bloggerlara özel bir akreditasyon programı açtılar ve de bu programın bir parçası olarak ben de etkinliğe katılma şansı buldum. 1680 kişinin katıldığı “aşk” temalı etkinlik, Paris’te bir kültür merkezinde gerçekleştirildi. Bugün yollarda olacağım, ama yazıyı da ertelemek istemedim. O yüzden fazla allayıp pullamadan, üç ana başlıkta olayı ele alacağım.

Açız, üşüyoruz, yardım çağıramıyoruz

Önce kötü kısımlardan başlayayım; İçerisi buz gibiydi, internet özellikle ilk gün yok denecek kadar azdı (bu yüzden kendi bloğumdan planladığımın aksine sadece Asya pazarları hakkındaki panelden canlı yayın yapabildim), 1680 kişiyi kanepelerle doyurmaya çalıştılar (ve başaramadılar). Kayıt kuyruğu, program kaymaları, teknik aksaklıklar vs. bunlara fazla girmiyorum, zira bunlar her konferansın klasikleri sayılır. LeWeb ’08’i yerden yere vuran güzel bir yazı okumak isterseniz, Paul Carr’ın Guardian’daki şu yazısına bakın.

Türkiye nerede?

Son olarak, biliyorum bazen sinir bozucu olabiliyor bu konuda söylediklerim, ama 1680 kişi içinde Türkiye’den sadece 3 kişinin olması da ayrıca üzücüydü bence. Türkiye’den dediğime de bakmayın, bu üç kişiden biri Almanya’da yetişmiş olan İbrahim Evsan diğeri ise UNICEF’den Esra Doğramacı’ydı ki tam olarak bu işlerle bağlantısı nedir bilemiyorum, çünkü kendisini bir türlü yakalayıp konuşamadım. Göz göre göre bir sektörün –hem de diğerlerine kıyasla komik rakamlarla başarı elde edilebilecek yepyeni bir alan açan bu sektörün- daha Türkiye’den kopuk şekilde coşmasını izlemek gerçekten üzücü. Taze girişimciler için belki tüm git-gel masrafları fazla olabilir, ama sektörde buraya gelip bu ortamda bulunma imkanına sahip olan en az 100 kişi vardır, ama sanırım bu tarz ortamlar kısa vadede somut fayda getirmeyeceği düşünülüp yok sayılıyor. Hiç lobi yapmıyoruz, sonra neden Türkiye’den global girişim çıkmıyor diye soruyoruz. Bu işler tesadüfen olmuyor, orada olup kendimizi göstermeliyiz.

Sahnede yıldızlar geçidi

Genelde içerik berbat olur derler böyle konferanslarda, ama yüzde 80’i süperdi konuşmacıların, konukların ve panelistlerin. Program özenle dengelenmişti, bunu da çok iyi buldum. Yani internet neticede herşeyi kapsıyor ve bir iş. Bu yüzden sadece internetçileri çağırmakta fazla fayda görmüyorum. Sektör dışı insanların kattığı tat son derece önemliydi. Her zamanki uçup kaçan sponsor seansları dışında aklımda kalanlar:

David Weinberger: Harvard Üniversitesi’nden bir profesör kendisi. Liderlik anlayışının değişimi ile ilgili son derece kafa açıcı bir konuşma/sunum yaptı. Bulursanız izleyin derim.

Italy Talgam: Aslında orkestra şefi olan bu abimiz de, sevgi temalı LeWeb’de “severek kontrol etme” üzerine eğlenceli bir aksiyon gerçekleştirdi. Yüzlerce ciddi ciddi kadınlar adamlar olarak kalkıp “Bilader Yakup” söyledik.

Paulo Coelho: Aslında ne kitaplarını, ne de yazarlığa bakışını severim Paulo Coelho’nun, ama son derece zeki birisi olduğu su götürmez bir gerçek.  Daha önce Frankfurt Kitap Fuarı’nda anlattığı hikayeyi burada da anlattı. Rusya’da yılda 10 bin kitap satarken, tüm kitaplarını Rusça olarak internete koymuş ve o sene 100 bin, sonraki sene 1 milyon kitap satmış Rusya’da. Telif hakları ile ilgili bambaşka bir anlayışın temsilcisi yani.

Susan Wu: ohai’nin CEO’su. Virtual Goods teması ile ilgili son derece ilginç bilgiler verdi ve açılımlardan bahsetti. Virtual Goods konusu Loic Le Meur’un de son derece ilginç bulup bu sene özellikle ön plana çıkardığı alanlardan biriydi. Türkiye’de de örneklerini görmeye başladık aslında; Ersan Özer bu konuda ilk denemeyi yaptı.

Yossi Vardi: Piyasanın gerçek köklü yatırımcılarından biri. Şu lafını Friendfeed’den geçtim bu sözünü, ama tekrarlamakta fayda var: “İş planı bir bilim kurgu alt türüdür.” Kendimizi kandırmayalım diyor. Dikkate değer.

Mike Butcher: Bağırıp çağırıp Avrupa şöyle süper böyle süper dedi. “Büyük Mike” ile olan fotoğrafını gösterip geniş geniş güldü. “İstanbul’da bile” dedi. Eh.

Marissa Mayer: Google kullanıcı deneyimi ve arama ürünleri VP’si. Rahat, samimi, sempatik, kadın, akıllı vs. Salonu kendine aşık etti bir nevi. Nikesh Arora‘nın aksine demeliyim. Adam bir buz dağıydı. Eren Emre Kanal’ın Arora-Le Meur sohbeti hakkındaki yazısını okuyunuz.

The Gillmor Gang: Komik ve şişko bir grup Amerikalı blogger. Michael ArringtonCo-Founder & Editor, TechCrunch, Hugh MacLeod – Cartoonist and professional blogger, gapingvoid.com, Gabe Rivera – Founder, TechMeme, Robert Scoble – Video Blogger, Fast Company, Doc Searls – Senior Editor, Linux Journal ve Steve Gillmor – Founder, The Gillmor Gang. Bu ekibe son anda Loic Le Meur da eklenince konu bir anda Amerika vs. Avrupa çatışmasına dönüştü. Çatışma da denmez gerçi, Loic kibarca savundu, Michael Arrington son derece sert şekilde lafı özetle “Avrupalılar zengin ve tembel, Amerikalılar kazanmayı sevdikleri için deliler gibi çalışıyorlar”a getirdi. Bu konuda söylenecek çok şey var, ama maalesef tartışma fazla da derine inemedi, çünkü Scoble sürekli komiklikler yaparak konuyu dağıttı.

Ve Startup Competition

İlk gün toplamda 30 firmanın yedişer dakikalık sunumlar yaparak kendilerini halk ve jüri oylamasını sundukları startup yarışması, ikinci gün finalistlerin ana sahnede sunum yaptıktan sonra ödüllerini almaları ile son buldu.

1. Viewdle: Video içinde arama yapmayı ve surat tanımlama teknikleri ile herhangi taramaları mümkün kılan, Ukrayna çıkışlı müthiş bir teknoloji. Son derece sade bir sunumla teknolojilerini anlattılar. Gelir modeli ise API’nın kademeli kısıtlamalarla kullanıma açılması. Salondan sürekli “vaay” “ooo” “hmm” sesleri yükseldi. Cidden inanılmaz bir teknoloji. Bunun web tabanına indirgenmiş olması da ayrı bir güzellik tabi.

2. Webnode: Çek Cumhuriyeti’nden gelen bu startup, drag&drop sistemiyle kişilerin/kurumların kendilerine ait web sayfaları veya e-dükkanlar kurmalarına imkan veriyor. Gelir kapısı freemium ve white label satışlar. Ayrıca white label satışlar için reseller vs. benzeri modellemeler de yapmışlar. Çok güzel bir model olduğunu düşünmekle birlikte, webnode’u finalistliğe taşıyan şey sanırım sunumdu. Babaannesinin 2. Dünya Savaşı ile başlayan evlilik hikayesini sunumuna bağlayan webnode, bu şekilde ciddi bir dikkat toplama sorununun önüne geçiyordu.

3. İtiraf etmeliyim adını unuttum. Şimdi açıp bakacağım tabi ki, bunu yazma sebebim ise son derece kârlı, büyük ve sağlam bir operasyon olmasına rağmen, fazla da yaratıcı bir tarafı olmaması. zoover. Kısaca tatil mekanı yorumlama servisi. Gelir kapısı CPA. 13 dilde yayın yapıyor, daha da büyüyecekler tabi.

Benim aklımda kalan iki tane daha startuptan bahsetmek istiyorum.

Birincisi toplam 25 milyon euro yatırım almış olan Nimbuzz. Hollanda çıkışlı bu startup bir adet mobil araç sunuyor ki bu araçla MSN, Skype, ICQ ve Gtalk gibi platformları ve de Facebook, Myspace de dahil olmak üzere 23 sosyal ağ üzerinden arkadaşlarınızı arayabiliyor, mesaj atabiliyor, dosya ve de lokasyon paylaşabiliyorsunuz. Hem de ücretsiz. Öncelikle 25 milyon Avrupa için çok çok yüksek bir rakam. 32 milyonla Sevenload Almanya rekoru kırdı bilindiği gibi. Nimbuzz’ın bu erken aşamada 25 milyon yatırım almış olmasının tek bir açıklaması var: MOBİL! 6 ay sonra Türkiye’de de 3G yürürlüğe gireceği düşünülürse, hazırlıklara başlamakta fayda var. Nimbuzz Türkçe olarak da yayın yapıyor tabi, onu da hesaba katmak lazım.

Diğer startup ise çok daha niş bir alanı çok iyi bir dokunuşla var eden KonoLive. İsrailli girişimcilerin ürünü olan KonoLive instant collaboration sunuyor. Adobe Air üzerinden masaüstünde çalışan ürün, listenizdeki herkesle proje, görev veya grup bazlı olarak iş yapmanızı sağlıyor. Etkinlikler, görevler, dosyalar vs. gibi gerekli olan tüm araçlar işin içinde. Henüz betayı yeni başlatmış olmalarına rağmen ileride çok önemli firmalardan biri olacaklarını düşünüyorum. Instant collaboration kavramı, benim için şu ana kadarki tüm proje yönetim araçlarının en büyük sorununu tek kelimede çözüyor.

LeWeb bence gerçekten de son derece keyifliydi. Arada sırada sinirim bozulmuş ve de yemek kapabilmek için birkaç VC’nin üstüne basmak zorunda kalmış olsam da önemli insanlarla tanıştım, internetin geleceği ile ilgili birçok önemli şey öğrendim diyebilirim. Artık bu tarz etkinliklerin çoğuna bloggerları bir şekilde dahil ediyorlar ve Türkiye gibi önemli ama bir o kadar da gizemli pazarlardan gelen insanlara yönelik büyük ilgi olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Bunun verdiği avantajla Etohum organizasyonundan baya bir insana bahsetme ve yaz civarı için İstanbul ziyaretleri sözü alma şansı bulduğumu da inceden çıtlatmış olayım. =)

Yorumlar (2)

  1. Marissa Mayer bizim için Google’ın sevecen ve güzel yüzü gibi gelse de, küresel çapta sanki hanımefendinin suratını görmekten ileri gelen bir bıkkınlık sözkonusuymuş gibi izlenimler edindim.
    Diğer taraftan, Türkiye gümbür gümbür gelmese bile ilerleyen yıllarda ağırlığını hissettirmeye başlayacaktır. Umuyorum en azından.

    Cevapla
  2. Sayın Şekip Can Gökalp’e verdiği bilgilerden dolayı teşekkürler.

    Cevapla

Bir Cevap Yazın