Yapay zeka, insanların düşünme, öğrenme, karar alma ve birbirleriyle bağ kurma biçimlerini dönüştürürken, Sabancı Üniversitesi çatısı altında hayata geçirilen AI.SU da bu dönüşümü teknik jargonun ötesine taşıyarak; insan, toplum, ekonomi, kültür ve gündelik hayat ekseninde tartışmaya açmayı hedefliyor.
Sabancı Holding Yönetim Kurulu Üyesi ve Sabancı Üniversitesi Mütevelli Heyeti Üyesi Melisa Sabancı Tapan ile Sakıp Sabancı’nın düşünsel mirasını bugünün yapay zeka sorularıyla buluşturan “Vision of Sakıp Sabancı” projesinden doğan AI.SU’nun ortaya çıkış hikâyesini, yapay zeka çağında “insan kalmak” meselesini ve Türkiye’nin bu alandaki potansiyelini konuştuk.
AI.SU fikri nasıl ortaya çıktı? Böyle bir platform kurma ihtiyacı neden doğdu?
Yapay zeka ile ilgili yolculuğum, Sakıp Sabancı’nın düşünsel vizyonunu bugünün dünyasının sorularıyla buluşturma arayışıyla başladı. Sabancı Üniversitesi ile hayatageçirdiğimiz “Vision of Sakıp Sabancı” projesinde, Sakıp Sabancı’nın yaşamı boyunca paylaştığı konuşmalar, röportajlar, kitaplar, yazılar, ses ve görüntü kayıtları ile dijital ve fiziksel arşivinden yola çıkarak, onun düşünce biçimini ve hayata bakışını yansıtan özel bir yapay zeka modeli geliştirdik. Benim için bu proje, yalnızca teknolojik bir çalışma değil; hafızayı, değerleri, düşünce biçimini ve kuşaklar arası aktarımı yapay zeka üzerinden yeniden düşünmemizi sağlayan çok katmanlı bir deneyimdi.
Bu deneyim, yorulmayan, sürekli cevap veren ve hata payı çok daha düşük bir sistem karşısında insan kalmanın ne anlama geldiğini düşünmemi sağladı. Yapay zekayı yalnızca teknolojik kapasitesiyle değil, insan olma hâlimizle kurduğu ilişki üzerinden okumaya başladım. "Hangi değerleri korumak istiyoruz, hangilerini dönüştürmemiz gerekiyor ve değişen dünyada insan kalmak ne anlama geliyor?" AI.SU fikri de bu sorgulamanın devamında şekillendi.
Bu ihtiyaçtan hareketle, adını “Artificial Intelligence” ve “Sabancı University” kelimelerinin baş harflerinin birleşmesinden alan AI.SU’yu hayata geçirdik. AI.SU’yu, yapay zekayı teknik jargonlardan arındırarak farklı disiplinlerin katkısıyla ele alan bir platform olarak konumlandırıyoruz. Amacımız, yapay zekayı yalnızca bir teknoloji başlığı olarak değil; insanı, toplumu, ekonomiyi, kültürü ve gündelik hayatı dönüştüren bir mesele olarak tartışmaya açmak. Podcast / videocast serisi bu platformun ilk çıktısı.
Ancak bu yolculuğu yalnızca dijital bir içerik serisi olarak değil; kolektif bir hafıza alanı olarak görüyoruz. Böylelikle değişen ve dönüşen dünyayı farklı disiplinlerin temsilcileri ile birlikte ele almayı amaçlıyoruz.
Yapay zekayı artık yalnızca teknolojik değil “varoluşsal” bir dönüşüm olarak tanımlıyorsunuz. Sizce şu an en kritik kırılma noktası ne?
Bence en kritik kırılma noktası, yapay zekanın artık yalnızca hesaplayan, veri işleyen ya da belirli görevleri yerine getiren sistemler olmaktan çıkması. Bugün karşımızda dinleyen, yanıt veren, rehberlik eden, öneride bulunan, hatta kimi zaman anlıyormuş gibi davranan, empati kuruyormuş gibi hissettiren sistemler var.
Bu çok önemli bir eşik. Çünkü yapay zeka artık yalnızca ne yaptığımıza değil, nasıl düşündüğümüze, nasıl karar verdiğimize, hangi bilgiye inandığımıza ve dünyayı nasıl yorumladığımıza hâkim bir konuma geldi. Varoluşsal boyut tam da burada başlıyor. Bu gerçeklik karşısında empatiyi, şefkati, hakkaniyeti, insan onurunu, özgür iradeyi ve gerçek bağ kurma kapasitemizi nasıl koruyacağız?
Bu dönüşüm kendiliğinden iyi ya da kötü bir yöne gitmeyecek. Onu nasıl tasarladığımız, nasıl denetlediğimiz, hangi değerlerle yönlendirdiğimiz belirleyici olacak.
“İnsan kalabilmek” vurgusunu özellikle öne çıkarıyorsunuz. Yapay zeka çağında en çok kaybetme riski taşıdığımız şey sizce ne?
Bence en büyük risk, insana özgü bazı temel kaslarımızın yavaş yavaş zayıflaması. Empati, sabır, muhakeme ve gerçek bağ kurma becerisi bunların başında geliyor. Bugün yapay zeka bize çok hızlı, çok düzgün ve çoğu zaman çok ikna edici yanıtlar verebiliyor. Şefkati, anlayışı ve empatiyi başarılı biçimde taklit edebiliyor. Ancak buradaki hassas konu empati performansı ile gerçek empatinin aynı şey olmaması.
Doğru kelimeleri seçmek başka, gerçekten hissedebilmek başka. İnsan ilişkileri kusurludur. Zaman ister, sabır ister, bazen yanlış anlaşılma riski taşır, bazen çatışma içerir. Ama tam da bu yüzden bizi geliştirir. Bizi her koşulda onaylayan,
bitmek bilmez bir enerjiyle karşılık veren, hiç karşı çıkmayan, her şeyi bize göre düzenleyen sistemlerle daha fazla ilişki kurarsak; farklı fikirlere tahammül etme, bekleme, dinleme ve birlikte düşünme kapasitemiz kaçınılmaz bir şekilde zayıflayacak.
Korumamız gereken şey, yalnızca insani duygularımız değil; aynı zamanda birlikte yaşama, birlikte öğrenme ve birlikte anlam üretme kapasitemiz. AI.SU’da da “insan kalmak” sorusunu biraz bu yerden sahipleniyoruz.
Türkiye’de yapay zeka tartışmalarının yeterince derinleştiğini düşünüyor musunuz?
Türkiye’de yapay zekaya yönelik ilgi çok güçlü. Özellikle iş dünyasında, girişimcilik ekosisteminde, üniversitelerde ve gençler arasında büyük bir merak ve enerji görüyorum. Bu çok kıymetli ancak tartışmanın henüz yeterince derinleştiğini düşünmüyorum. Bunun yakın bir zamanda gerçekleşmesinin de mümkün olduğundan emin değilim. Çoklu bilinmezin olduğu bir dönemdeyiz. Bundan sonra bu bilinmezlik halinin ne şekilde normalize olacağını bilmiyoruz. Bu sebeple bütünsel bir anlama çabasını önemli buluyorum.
Yapay zekayı günlük hayatta kullanan kişilerin büyük çoğunluğu daha çok pratik fayda odağında ilerliyor. İşlerini daha hızlı sonuçlandırmaya, verimliliği artırmaya ve bilgiye daha kolay ulaşmaya odaklanıyor. Bu çok anlaşılır; yeni bir teknolojinin gündelik hayata girişi çoğu zaman önce somut faydalar üzerinden oluyor.
Ancak bunun yanında teknolojinin düşünme biçimlerimizi, öğrenme süreçlerimizi, ilişkilerimizi, kararlarımızı ve değer sistemlerimizi nasıl dönüştürdüğünü de konuşmamız gerekiyor. AI.SU’nun katkı sunmak istediği alan da tam olarak burası.
Daha fazla insanın bu tartışmanın parçası olmasını, yapay zekayı korkulacak ya da yalnızca hayranlık duyulacak bir teknoloji olarak değil; anlaşılması, sorgulanması ve birlikte yön verilmesi gereken bir dönüşüm olarak görmesini önemsiyoruz.
Bu nedenle AI.SU’yu tek yönlü bilgi aktaran bir yapı olarak değil, farklı disiplinlerden insanların birbirini dinlediği, soru sorduğu ve birlikte düşündüğü bir alan olarak tasarlıyoruz. Yapay zeka gibi hepimizi ilgilendiren bir konuda, yalnızca uzmanların değil, farklı bakış açılarının da bu tartışmaya dahil olması gerektiğine inanıyorum.
AI.SU’yu uzun vadede nasıl konumlandırıyorsunuz? Bu iş ileride farklı projelere dönüşebilir mi?
Çok güzel bir konuya değindiniz. Süreç odaklı, konukları ve topluluğu ile birlikte gelişen bir yapı hayal ediyoruz. Mekânsal ve yapısal biçiminin ihtiyaç temelli şekillenebilmesini değerli buluyorum. Yapay zekanın hızına yetişmek çok zor. Bugün konuştuğumuz başlıklar birkaç ay sonra bambaşka boyutlar kazanabiliyor. Bu nedenle bu tohumun da yaşayan, gelişen ve yeni sorulara alan açan bir platform olmasını önemsiyorum.
Yapay zekanın en hızlı dönüştüreceğini düşündüğünüz sektör hangisi?
Tek bir sektör seçmek kolay değil. Sağlıktan finansa, eğitimden perakendeye, üretimden yaratıcı endüstrilere kadar hemen her alanda etkisini görüyoruz. Ancak en kritik dönüşümlerden birinin anlam arayışı temelli olacağına hatta olduğuna inanıyorum. Gerçeklik kavramı, bilginin anlamının dönüştüğü bir döneme giriyoruz.
Yapay zekanın örüntü temelli bilgi oluşturmasını tek başına kabul etmememiz gerektiğine inanıyorum. Bu anlamda eğitimi yalnızca bilgi aktarmakla ilgili değil; düşünme biçimini, merakı, sorgulamayı ve insanın kendini geliştirme kapasitesini şekillendiren bir alan olarak değerlendiriyorum.
Yapay zeka kişiselleştirilmiş öğrenme, erişilebilirlik ve bilgiye ulaşım açısından çok büyük fırsatlar sunuyor. Bu durum “Öğrenci artık bilgiyi nasıl işleyecek?”, “Eleştirel düşünme nasıl korunacak?”, “Öğretmenin rolü nasıl dönüşecek?”, “Merak ve emek duygusu nasıl canlı tutulacak?” gibi önemli soruları da beraberinde getiriyor.
Bunun yanında sağlık, finans ve yaratıcı endüstrilerde de çok hızlı bir dönüşüm görüyoruz. Sağlık sektöründe büyük imkânlar var. Finansta karar alma süreçleri ve risk analizleri değişiyor. Yaratıcı alanlarda ise üretim, özgünlük ve telif gibi çok temel kavramlar yeniden tartışılıyor.
Sizce yapay zeka çağında üniversitelerin rolü nasıl değişecek?
Bu konuyu AI.SU’nun ilk bölümünde Sabancı Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Leblebici ile konuştuk. Hocamızın da değerlendirmeleri doğrultusunda üniversitelerin rolünün daha kritik hale geleceğini söyleyebilirim. Çünkü yapay zeka çağında bilgiye ulaşmak kolaylaşıyor ama bilgiyi anlamlandırmak, sorgulamak, etik bir çerçeveye oturtmak ve faydaya dönüştürmek daha da önemli hale geliyor.
Üniversitelerin artık yalnızca bilgi üreten kurumlar değil; bağ kuran, farklı disiplinleri buluşturan ve geleceğin sorularını cesaretle tartışmaya açan alanlar olmaları kaçınılmaz. Mühendislik ile felsefenin, ekonomi ile psikolojinin, hukuk ile tasarımın, veri bilimi ile sanatın daha fazla yan yana gelmesi gerekiyor. Çünkü yapay zeka gibi disiplinler üstü bir yapı karşısında hiçbir disiplin tek başına yeterli değil.
Yapay zeka yolculuğumun Sabancı Üniversitesi çatısı altında doğması de bu açıdan benim için anlamlı. Yapay zeka gibi teknik, etik, sosyal ve insani boyutları olan bir konuda üniversitelerin yalnızca araştırma yapan değil; farklı alanları, kuşakları ve bakış açılarını aynı masa etrafında buluşturan kurumlar olması gerektiğine inanıyorum.
Türkiye’nin yapay zeka yarışındaki en büyük eksiği sizce ne?
Türkiye’nin dinamik ve teknolojiye açık bir nüfusu var. Bu çok büyük bir avantaj. Fakat bu avantajı kalıcı değere dönüştürmek için yalnızca kullanıcı olmakla yetinmemeli; üreten, sorgulayan, etik çerçeve geliştiren ve kendi ihtiyaçlarına uygun çözümler tasarlayan bir ekosistem kurmalıyız.
Bu noktada rol modellerin görünürlüğü de çok kıymetli. AI.SU kapsamında ağırladığımız konuklardan biri olan Sabancı Üniversitesi mezunu Dr. Ece Kamar’ın bugün Microsoft Research bünyesindeki AI Frontiers Lab’in Yönetici Direktörü olarak yapay zekanın güvenilir, kontrol edilebilir ve insanla iş birliği içinde çalışabilen sistemlere dönüşmesi için yürüttüğü çalışmalar, Türkiye’den yetişen yetkinliğin küresel ölçekte nasıl etki yaratabileceğini gösteriyor.
Günlük hayatınızda ya da iş yapış şeklinizde yapay zekayı nasıl kullanıyorsunuz?
Yapay zekadan daha çok geleceği anlamlandırmak, farklı perspektifleri karşılaştırmak, bir konuya hazırlanırken ilham noktaları araştırmak, deneysel ve yaratıcı üretim denemeleri ve operasyonel işlevlerim için kullanıyorum. Bunu yaparken en çok önemsediğim konu yapay zekayı karar verici olarak değil, yardımcı bir araç olarak konumlandırmak. Çünkü karar dediğimiz şey yalnızca bilgiye dayanmaz; sezgi, deneyim, değerler, bağlam ve sorumluluk da içerir. Yapay zeka bize çok hızlı biçimde seçenekler, özetler, karşılaştırmalar ya da yeni bakış açıları sunabilir. Ancak bunları nasıl yorumlayacağımız, hangi bağlama yerleştireceğimiz ve hangi değerlerle değerlendireceğimiz hâlâ insani muhakemeye bağlı.
Benim için bir diğer önemli konu da hız kazanırken derinliği kaybetmemek. Daha fazla bilgiye ulaşırken, neye neden inandığımızı sorgulamayı bırakmamak. Yapay zeka, doğru kullanıldığında düşünmeyi ikame eden değil, düşünmeyi genişleten bir araç olabilir. Ama bunun için insanın kendi sezgisini, eleştirel bakışını ve sorumluluk duygusunu devrede tutması gerekiyor.
Bugün yapay zeka konusunda sizi en çok heyecanlandıran ve en çok endişelendiren konu ne?
Bu konuda ne kör bir iyimserlik içindeyim ne de felaketçi bir korku. Sorumlu bir merak duygusuna ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Yapay zekanın insan zekasıyla el ele vererek; bugün çözümsüz görünen küresel sorunlara karşı kolektif bir deha oluşturma ihtimali beni çok heyecanlandırıyor. Yapay zekanın kontrolsüz, şeffaf olmayan ya da yalnızca ticari çıkarlarla yönlendirilen biçimde kullanılması ise beni endişelendiriyor. Bir diğer endişem ise yıllarca aşmak için çabaladığımız önyargıların ve eşitsizliklerin yapay zeka sistemleri aracılığıyla yeniden üretilmesi riski.
İlk Yorumu yazmak ister misiniz?
Yorum Yazmak için Giriş Yap