x

HukukiWeb’in bu haftaki gündeminde YouTube ve E-Haciz var

Avukat Şebnem Ahi ve Avukat Sertel Şıracı‘nın bilişim gündeminin güncel hukuki konularını değerlendirdikleri HukukiWeb‘in yeni bölümü YouTube ile başlıyor. Maliye bakanlığının yeni başladığı e-haciz uygulaması detaylandırılırken ABD’den önemli bir patent dava sonucuyla devam ediyor.

Google ile Oracle arasında yaşanılan Java’nın patent davasının önemi ve sonuçlarını bulabileceğiniz bu haftaki bölümün haricinde HukukiWeb’in tüm bölümlerine buradan ulaşabilirsiniz.

Yorumlar (1)

  1. Öncelikle değindiğiniz konular için çok teşekkür ederim.

    Ufak bir düzeltme yapmak istiyorum tavsiye mahiyetinde. API kısaltması Application Programming Interface kelimelerden türetiliyor. Interface için “Arayüz” telafuzu yapılıyor genelde. Fakat bu çevirinin işaret ettiği kavrama en iyi hizmet edebilmesi için “arayüz” yerine “arabirim” karşılığı seçilse ve yeri geldiğinde telafuz edilse manalar arası çatışma yaşanmayacaktır. Arayüz telafuzu kısaltmanın kullanıldığı yer tasarım ise yani UI (User Interface) için olsaydı Interface kelimesinin Türkçe karşılıklarından biri olan “Arayüz” kelimesi işaret edilen mana için isabetli olurdu. Bu açıklamayı bir tartışma başlatmak için değil kavramlar arası çelişki içine girilmemesi için yapmaktayım. Başka bir amacı yoktur.

    Verilen değerli bilgiler arasında yazılım uygulamalarının bütünü ya da içindeki parçaların her biri için patent alınması, alındıktan sonra yazılım geliştirme süreçlerinden biri olan “maintanence” yani bakım ve yükseltme safhası nasıl başarılabilir ki. Örneğin http://pratipet.com da sergilediğim bir buluşum için marka, faydalı model ve endüstriyel ürün tasarım tescili başvuruları var. Özellikle ilk başvurularımı TPÊ’deki atmosferi tenefüs etmek ve işlerin nasıl işlediğini bir vekil aracılığıyla değil bire bir deneyimlemek için ortağım ve ben TPE’ye giderek elden yaptık. Bir marka başvurusu en kısa 9 ay sonra neticelenebiliyor. Şayet bir düzeltme, yada eksik evrak gibi meselelerle karşılaşılmaz ise. Maintanence sürecinde uygulamaya eklenen yeni parçalar yada varolanların yeni sürümlerinin patente eklenmesi, onaylanması, itiraz varsa askı süreçlerinin sonlanması gibi bir süreç varken ve bu süreçler bir kaç saat, bir kaç gün değilde aylar hatta bir kaç sene alabiliyorken çok hızlı değişen bir endüstrinin ilerlemesi nasıl sağlanacak? Durum böyleyken görülüyorki nasıl ki bir çok kimse markalarının dahi tescili için malum sebeplerden ötürü marka tescil işlemini çöpe atılan para ve zaman olarak görürken bu yazılımların patentlenmesi yine aynı diğer varlıkların korunmasındaki gibi güven tahsis etmeyen intibalar uyandırarak yürürlüğe konulacaktır.

    Şöyle bir durumda var. Öyle bir psikoloji oluşturuluyor ki Türkiye’de illa bir vekil yada danışman gerekiyormuş gibi bir algı oluşturuluyor. Görüştüğüm birkaç marka ve patent vekili ile çalışan işletmeler açıkça bana TPE özellikle marka patent vekillerine gidilsin diye bu süreçleri zorlaştırıyor, marka patent vekillerinin sayısı artmasın ve pasta bölünmesin diye marka patent vekilliği sınavları 2 sene bir oluyor gibi amiyane tabirle neyse terbiyemi bozmak istemiyorum… kısaca fikir, marka, patent, tasarım, ses, coğrafi işaret adı herneyse varlığın tüm süreç şeffaf olmalı. TPE’nin araştırma uygulamaları var tamam… Ama yinede bu sonuçlar kesin değildir ibaresiyle kullanıldığında “Eeee kardeşim o halde ne gerek var” diyesin geliyor. İlk deneyimimden şu kararı aldım. Bu ilgili tescil süreçleri tıpki domain name gibi bir kaç saniyede neticelenmediği sürece bu süreç için diğer sanatçılar tarafından yapılan yorumların aynısını yaparak bende ne gerek var o kadar strese, masrafa diyerek bu işlemler için uğraşmayacağım. Bir irdelersek marka, patent, faydalı model, ses, coğrafi işaret gibi varlıkların başvurusundan neticelenmesine kadar geçen süreci bunlar günümüz imkanlarıyla bir kaç saniyede hallolabilecek bir süreç. Bana bir ekran verirsiniz ki var… Ve matbu evrakla yapılan başvuru başvuru esnasında dijital ortama aktarılmakta… Yani bal gibi TPE’nin evrak kabulünde kaydet tuşuna bastığı andan itibaren çevrim içi talep ettiğim varlık ve ilgili sınıflarında benzer, yani yada olmayan varmı görebilme imkanım varken sırf bu işlem aylar alıyor. Sebep çok yoğunlar. Bir bakalım kaç tane tescil yapılmış bu güne kadar ve onca personele günlük kaç başvuruyu incelemek düşüyor. Aslında bu bahsettiğim gibi olursa aslında arzu ettikleri marka danışmanlarına, vekillere daha çok iş çıkar. Bunu dahi göremiyorlar. Çünkü bu süreç böyle hızlı olursa başvuru sahipleri iştahlı olurlar. İşini seri halletmek için gider bir hukuk danışmanına, marka danışmanına yani işin ehline parasını bastırır siparişlerini geçer. Benim de çok hoşuma gitmiyor İstanbul’dan Ankara’ya bir kaç evrak teslim etmek için onca vakit ve para harcamak.

    Bu kadar uzun durmamın sebebi bu konu hakkında şudur: Ben çocukluğumu ve gençliğimi söz konusu işler için harcamış bir müteşebbisim. 13 senedir takıt takır tek bir istisna vermeden çalışan bir otomasyon sisteminin geliştiricisiyim. Bende istiyorum artık pilot işletmeden çıksın. Fakat malesef basit bir web uygulamasının içindeki parçayı kendi oturup yapsa bir kaç saatini almayacak olsada illa beleş dedikleri sistemle çalıp kendine mal eden hırsızların elinde paralanmasını istemem. Bunun içinde tek beklediğim şu yazılım ve diğer tescil işlemlerindeki süreçlerin şeffalaşması ve güven intiba eden bir hale dönüştürülmesi. Umarım bu süreç domain tescilindeki gibi çok kısa olacak şekilde yeniden düzenlenir. Umarım böyle süreçlerde görev ve makamını kötüye kullanan kimselerin yaptığı gaflar eldeki imkanlarla yani ses, görüntü kaydı gibi hak ararken suçlu çıkmak gibi bir duruma düşürülmeden neticeye varırlar. Aksi halde Türkiye olarak sürekli yerimizde sayıp duracağız. Ben bize anlattıkları ecdat başarılarını görmek istiyorum. Bu fikri mülkiyet hakları günün konusu değildir. Eski zamanlarda da bunlar yaşandı. Gelecekte de yaşanacak. Ecnebi imparator bizim imparatorumuza gelip siz bu hırsızlık işini nasıl iyileştirdiniz diye sorar. Cevap net: “Ölüm cezası”. Belki abartılıyor gelecektir fakat şu soruyu sorunuz lütfen vicdanınıza. Bir mucit, bir tasarımcı, bir programcı yada zanaatın yada sanatın adı her neyse… O ürettiği size bir kaç saniyede, yada bir kaç çizikle, yada bir kaç satır kod ile başarıldı sanmayınız. Varlığının başlangıcından itibaren yaptığı gözlemler, deneyimler yani ömrüne eşit bir sermaye harcayarak çıkardığı esere biri çıkıp hakkı olmayarak sahipleniyorsa bu fiil o kişiyi öldürmek gibi değilmi dir? E o zaman kısas-a kısas olmalı. Ve hukuk açısından da ceza eş değer olmalı. Tabi bunu değerli savcı ve hakimler takdir ederler. Böyle ciddi meseleler hafife alındığı için adliye salonları binlerce dosyayla dolup taşıyor. Yani, Sayın Şebnem Hanımın kapanış cümlesinde ki gibi ne kadar konuşsak bitmez bu fasıl.

    Biz mucitler, tasarımcılar, programcılar olarak şeffaflık ve seri sonuç istiyoruz…

    Saygılarımla, mCan.

    Cevapla

Bir Cevap Yazın