x

Sürücüsüz otomobiller yaygınlaştıkça otomobil sahipliği azalacak mı?

Otonom araçların yetenekleri olağanüstü bir hızla gelişiyor. Buna karşın insanların otomobil sahibi olma isteğinin tersi bir eğilim gösterdiği görünüyor. Anlaşılan otonom araçlar otomotiv endüstrisini kökünden değiştirecek.

Tahminlere göre 2020 yılında 10 milyon sürücüsüz otomobil yollarda olacak. Ancak bazı anketlere göre 2020 yılına kadar 10 milyondan fazla sürücüsüz aracın yollarda olacağı ve buna karşılık otomobil sahipliğinin azalacağı öngörülüyor.

Geçtiğimiz Eylül ayında Uber, sürücüsüz otomobil programını Pittsburgh’u pilot bölge seçerek başlattı. Uber’in en büyük rakibi Lyft’in kurucu ortağı ve başkanı John Zimmer’da 2021 yılına kadar çoğu aracının otonom programa geçeceğini öngören manifestoyu yayınladı.

Sürücüsüz otomobiller, şehirlerin gerçek anlamda can damarlarını oluşturacak gibi görünüyor. Şu anda 3.7 milyar insan şehirlerde yaşarken 2050 yılına kadar bu rakamın en az 6 milyar olması bekleniyor ve şehirler bu anlamda yetersiz. Herkesin araç sahibi olduğu böyle bir dünya korku filmlerini andırırdı.

Uber, Lyft gibi şirketler zaten otomobil sahibi olmadan da benzer lükse sahip olunabileceğini kanıtladı ve giderek bu alanda yetkinliklerini geliştiriyorlar. Google, Apple ve Tesla gibi teknoloji şirketleri de benzer alanlara yatırım yapmaya devam ediyor. Örneğin Tesla, 2018 yılında tamamen sürücüsüz araçlardan oluşan ilk filosunu hazır hale getirmeyi planlıyor. Cadillac‘da lüks otomobil aboneliği modelini yayına aldı ve aylık sadece 1.500 dolara çeşitli Cadillac marka araçtan yararlanabiliyorsunuz.

Her yıl insan hatalarıyla trafik kazalarında 1.3 milyon insan ölüyor ve otonom araçlar bunu büyük ölçüde önleyebilir. Google’ın 2 milyon km yolda test ettiği sürücüsüz aracı toplam 14 kazaya karıştı ve bunlardan 13 tanesi diğer “insan” sürücünün hatasından kaynaklıydı. Tabi bu teknolojinin gerçek anlamda hayatımıza girmesinin önünde bir çok engel var. Bu engellerden biri trafik ışıkları, ara yollar ve detaylar. Sürücüsüz otomobiller nesneleri hemen algılayıp kavrayabiliyor olsa da trafik ışıkları ve yol detayları için hala bir harita sistemine ihtiyaç duyuyor. Ayrıca hava durumu da çok büyük bir sorun sürücüsüz otomobiller için. Geleneksel sorunlara ek olarak bir de yeni teknolojilerin kendi problemleri var. Bunlardan en önemlisi hack olayları. Geçtiğimiz yıl Çinli bir güvenlik şirketinin Tesla S modelini hackleyip devre dışı bırakması büyük olay olmuştu.

Büyük şirketlerin harita üzerine yaptığı yatırımların çoğunun temelini de bu oluşturuyor. Bu tür zorluklar dışında aslında sürücüsüz otomobiller çok da radikal bir şey olarak hayatımıza girmiyor diyebiliriz. Çevremizde zaten kullanılan asansör gibi sistemler veya fabrikalardaki otomasyon sistemlerinin tamamı benzer bir teknolojiyle yıllardır kullanılıyor. Bunu otomobillere uyarlamamak zaten hata olurdu.

Sürücüsüz otomobil teknolojisinin etkileyeceği en büyük sektörlerden biri sigorta şirketleri. Şu anda dünya genelinde meydana gelen kazaların ölüm dışında verdiği büyük bir de maddi zarar bulunuyor. Bu zarar yıllık 500 milyar dolar. Eğer otonom araçlar kazaların önüne geçecekse sigorta ihtiyacı da büyük oranda azalacaktır.

Sürücüsüz otomobiller büyük engellerle karşı karşıya olsa da hayatımıza giriyor. Amerika’da şu anda 9 eyalet sürücüsüz otomobil test edilmesini destekleyen yasaları onayladı. 2011 yılında Nevada‘da ilk geçen yasalar Kaliforniya, Louisiana, Michigan, Kuzey Dakota, Tennessee, Utah, Virginia ve Washington DC’de geçmiş durumda. Florida eyaleti ise sürücüsüz otomobil testi bile olsa araçta bir görevlinin bulunması durumunda yasayı onaylamayı kabul etti. Amerika dışında da bir çok ülkede testler yakın zamanda başlayacaktır.

Görünüşe göre otomobil markaları sürücüsüz araçlardan büyük bir kazanç sağlayacaklar. 20 yıl içerisinde sürücüsüz otomobil pazarının 2 trilyon dolar olması bekleniyor. Tüm bunlara rağmen Lyft ve Uber’in yaygınlaşma hızı göz önünde bulundurulursa otomobil sahibi olmak, eskiden kalan bir şey haline gelecek.

Uber ve Lyft gibi şirketler hem kendi sürücüsüz araçlarını geliştirerek ağlarını büyütecek hem de dev otomobil şirketleri aynı pazardan büyük paylar alacakları filolar kuracaklar. Bize sadece akıllı cihazımızdan bulunduğumuz yere bir araç çağırıp gitmek kalacak. Abonelik modeli burada da dominant bir hal alacak gibi görünüyor.

Yorumlar (1)

  1. Hacklenmesi tabi ki çok daha kötü.
    Nereye gittiğini bilmediğimiz bir araca binmek trafik sıkışıklığından daha kötü bir senaryo olurdu.

    Cevapla

Bir Cevap Yazın