x

Wikileaks’ten Ne Öğrendik?

Wikileaks’te binlerce sayfa gizli bilgi yayınlandı. Devletlerin en mahrem sırları ortalığa saçıldı. Şoku atlatan devletler arka arkaya bunların dış ilişkilerini etkilemeyeceğini söylemeye başladılar. Gerçekten de Wikileaks’te yayınlanan bilgiler nedeniyle dünyanı sonu gelmedi, içinden çıkılmaz bir siyasi kaos, diplomaside onarılmayacak bir yara oluşmadı. Yaşanan en büyük değişim bilgi yönetimi konusunda devletlerin daha dikkatli olmaya yönelmesi oldu.

Wikileaks olayını yayınlanan belgeleri bir kenara bırakıp baktığımızda ortaya çıkan gerçekler ise çok daha farklı ve çok daha önemli.

Wikileaks olayından sadece devletlerin değil, sosyal medya ve güvenlik uzmanlarının, dijital mecra yöneticilerinin, yayıncıların, başta tüketici ile doğrudan ilişkide olanlar olmak üzere tüm kurumların ve hatta bireylerin çıkartması gereken çok ders var.

İşte konuya biraz da internet ve sosyal medya açısından bakarak kurumlar için Wikileaks konusunda çıkartılacak derslerden bir kaçı…

Hangi Güvenlik?

Her şeyden önce güvenlik kavramında başlamak da fayda var. Güvenlik soyut bir kavram. Elle tutamazsınız, gözle göremezsiniz ve ölçemezsiniz. Ölçebileceğiniz kısım risk oranıdır. Güvenlik riski azaltmaya veya ortadan kaldırmaya yönelik alınan tedbirlerin bütünü olarak ifade edilebilir.

Wikileaks olayı sonrasında insanlar internet üzerinde sandıkları kadar güvende olmadıklarını düşünmeye başladılar. Aslında internet dışında da durum çok farklı değil. Çelik kapılar, araba alarmları, bankalardaki kasalar sadece güvenliği arttırıyor ama tamamen güvenli olmak mümkün değil. İnternet üzerinde olmadığı gibi gerçek hayatta da mutlak güvenlik diye bir şey yok.

Hele ki kasalar, alarmlar veya şifreler, güvenlik yazılımların yanına hata payı çok yüksek olan bir de insan faktörünü eklediğinizde tüm güvenlik önlemlerinin etkileri daha da azalıyor.

Wikileaks olayından çıkartmamız gereken ilk ders %100 güvenliğin mümkün olmadığını kabullenmektir. Ancak bu durumda fazlasıyla hassas bilgilerin ortalığa saçılmasını engelleyebilecek ek önemler almak için kafa yorabilir ve bu bilgiler ortalığa saçıldığında şok olmak yerine krizi yönetebiliriz.

ÖZETLE: Ne yazık ki hiçbir konuda mutlak güvenlik yok. Bu inancın yol açabileceği rehavetin sonuçları beklentilerin üzerinde sorunlara neden olabilir.

Şeffaflık Sadece Bir Moda Terimi Değildir

“İki kişinin bildiği şey sır değildir” sözünü duymuşsunuzdur. Fakat özellikle kurumlar açısından bilgilerin tek bir kişinin elinde saklanması da akla yatkın bir seçenek değil. Üstelik günümüzde bilgiyi kontrol etmek hiç olmadığı kadar zor. Bu nedenle bilgileri bütün olarak saklamak yerine seviyelendirmek ve daha şeffaf bir yol izlemek en mantıklısı. Sakladığınız bilgilerin hassas olmayan bir kısmının başkaları tarafından öğrenilmesi gerçekten o kadar büyük bir sorun mu?

Peki bu bilgilerin (en azından daha az hassas olanların) birinci ağızdan öğrenilmesi, sansasyonel bir şekilde sızmasından daha iyi değil mi?

ÖZETLE: Bilgiyi gizli tutmak için harcanacak çaba, serbest bilgiyi yönetmek için harcanması gerekenden çok daha fazla. Şeffaflık sayesinde karşı tarafta oluşan güven hissinin faydası ise paha biçilmez.

Güçlü Olan Eskisi Kadar Güçlü Değil

Wikileaks son belgeleri yayınlamaya başladıktan sonra Julian Assange da dostunu düşmanını tanımış oldu. Pek çok şirket teker teker Wikileaks’e sırtını döndü. Para kaynakları kısıldı, internet üzerinde yayınları kesildi ama bunların hiç biri Wikileaks’i durdurmaya yetmedi. Çünkü değişen dünyada Murphy’nin ünlü kuralı “parası olan kuralı koyar” tanımının geçerliliği azalıyor.

Tüm bu yatırımlar ve engellemeler Assange’ın “kolunu kesmedi, sadece sakalını tıraş etti”. Bu engellemeler Wikileaks’in daha çok duyulmasına ve daha fazla destek almasına neden oldu. Bu da konuyu bir sonraki maddeye taşıyor.

ÖZETLE: Güçlü kurumlar bankalardan daha uygun koşullarda kredi alabilir veya daha büyük reklam kampanyaları düzenleyebilirler ama tüketiciye ulaşmanın formülü artık eskisi kadar basit değil.

Bireylerin Önemi

Milyon dolarlık şirketlerin gücü karşısında sarsılan Wikileaks, bireylerin desteğini arkasına alarak yeniden doğruldu. Bu olay özellikle internet üzerinde bireylerin, dev şirketlerden çok daha etkili olabileceklerini gösterdi.

Dev kurumların Wikileaks’i kapatmak için harcadıkları çaba, küçük ama kararlı ve etkili grupların bilgi çağında ne kadar güçlü olduklarını ortaya koydu. Çünkü artık bir kurumun internet üzerindeki gücü, etkili bir bireyinkinden daha fazla değil.

İnternetin doğası gereği büyük kurumlar tarafından tam olarak kontrol edilmesinin imkansız olduğu da bu olayla birlikte netlik kazanmış oldu.

ÖZETLE: Bugün internet üzerinde tek bir birey büyük bir kurum ile aynı güce sahip. Mesajı bir “hedef kitle” yerine bireylere ulaştırmak, o bireyler sayesinde geniş kitlelere ulaşmanın en uygun yolu.

Yayıncılık 2.0

Geleneksel (veya popüler deyişi ile konvansiyonel) medya araçlarının etkileri hızla azalıyor. Onun yerine yeni medya araçları yayıncılık anlayışını değiştiriyor. Wikileaks ile birlikte sıkça duyduğumuz “artık herkes yayıncı oldu” tanımı tam olarak doğru olmasa da, artık herkese açık internet üzerinde herkesin mesajlarını okuyuculara ulaştıracak bir kanalı var. Bugün bir Twitter hesabı veya bir blog üyeliği ile kitlelerin karşısına çıkabilirsiniz.

İnternetin sağladığı olanaklar ile yayıncılık çok daha esnek hale geldi. Örneğin artık bilgi ve mesajlar internet üzerinden anlık olarak iletilebiliyor. Fikrini paylaşmak isteyen herkes mesajını son derece kolay bir şekilde paylaşabiliyor ve üstelik fikri değerli bulunursa çok hızla yayılıyor.

Geleneksel medya araçları doğal olarak varlıklarını sürdürmeye devam edecekler ama yeni medya kanalları ve onların içerik sağlayıcıları olan bireyler eski zamanlara göre çok daha etkin ve bu nedenle de daha aktifler. Bir sonraki en sevilen köşe yazarının yayınları bir basın kuruluşunda değil, kendi blog’unda yayınlanıyor olabilir.

ÖZETLE: Eğer işiniz medya ile ilgiliyse en fazla birkaç yıl daha yeni medyayı göz ardı etme lüksünüz var. Ondan sonra ise çok geç olabilir…

Bilgi Işık Hızında

Artık haberlere ulaşmak için daha az insan ertesi sabahki gazeteyi veya akşam haberlerini bekliyor. Bir olay meydana geldiği anda internet üzerinden haberdar olmak mümkün. Devir gerçek zamanlı iletişim devri.

Bunun yol açtığı yan etkiler de var. İnternet kullanıcıları bilgi konusunda daha sabırsız olmaya başlıyorlar. Her şeyin anlık gerçekleştiği bu yeni dünyada artık herhangi bir şeyin yanıtı için 3 gün beklemek kolay kolay kabul edilecek bir şey değil.

ÖZETLE: Gerçek zamanlı bir devirde yaşıyoruz ve beklentiler de anlık hale geliyor. Artık internet üzerinde aleyhinizdeki bir yazıyı iki gün sonra fark etmek durumu düzeltebilmek adına çok geç olabilir.

Her Şeye Karşı Hazırlıklı Olun

Wikileaks devletlerin beklenmedik durumlar karşısında ne kadar hazırlıksız olduklarını herkese gösterdi. Bilginin çok hızlı yayıldığı, bireylerin etkisinin hiç olmadığı kadar arttığı bu dönemde eski moda önemlerle başarılı olmak mümkün değil. Çünkü bu yeni nesil değişkenler artık ön görülmesi kolay olmayan yeni nesil riskleri de beraberinde getiriyor. Pek çok kurum için riskler alışık olmadıkları şekiller alıyor.

Hazırlıklı olunması gereken tüm konuları internet ile sınırlamak istesek bile listelemek mümkün değil ama veri güvenliği, itibar yönetimi ilk akla gelenler arasında. Var olan koşullarda her şeye hazırlıklı olmanın ise tek bir altın kuralı var: Proaktif olmak. “Ne olabilir” sorusu “ne oldu” sorusunu sormaktan çok daha akıllıca…

ÖZETLE: Değişen güç dengeleri ve alışkanlıklar çok hızlı etki edebilecek problemlerin ortaya çıkmasına neden olabilir. Proaktif bir yaklaşımla olası riskleri önceden belirlemek, kriz yönetimi konusunda tek çare olabilir.

Ana görsel: Luis Vazquez

Yorumlar (2)

  1. Bu güzel yazı için teşekkürler. Yazıya “medyanın 2010 özeti” diyebiliriz.

    Cevapla
  2. Şerif Arslan |

    Nedense Türkiye belgelerinde hiç işe yarar belge göremedim. Yok Davutoğlu tehlikeli adammış, yok AKP muhafazakârmış da askere göre irtica getiriyormuş… Bütün yayınlananlar bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının da yapabileceği basit yorumlar ve bilgiler. ABD belgelerinde de durum çok farklı değil. Afganistan günlükleri, vs. Asıl “Classified” veya “Secret” belge 11 Eylül saldırısının istihbarat raporları. Ama amaç dünyayı gizli belge çıkardık diye sallamaksa, onu bilemem.

    Cevapla

Bir Cevap Yazın